Peter Handke’nin oyununa adını veren Kaspar Hauser, 19. yüzyılda kısacık bir ömür sürdü. Kökeni hakkındaki mitosa göre ormanda hayvanlarca büyütülmüş bir çocuktu..
Vietnam cangıllarını savaşın sarmasına, Paris’in imkânsızı isteyen gerçekçi öğrencileriyle işçilerinin sokaklara yangından taklar kurmasına ve dünyanın dört bucağında on yıldan fazla sürecek bir devrimci kalkışma dalgasının ilk sarsıntılarına bir yıl kala, 1942 doğumlu Avusturyalı yazar Peter Handke’nin Kaspar oyunu yayımlandı. Oyun ilk kez ertesi yıl, 68′in o ünlü mayısında, Frankfurt’ta gösterildi. Yazar, bundan iki yıl önce, daha yirmi dört yaşındayken, ABD’de Gruppe 47′ye ait avangard sanatçılar buluşmasında sunduğu Seyirciye Sövgü oyunuyla yeterince ün kazanmıştı.
1984 yılında Mehmet Fehmi İmre’nin İngilizceden yaptığı çeviriyle Estetik Yayınları’ndan çıkan Kaspar, bu kez orijinal dilinden yapılan çeviriyle De Ki Yayınları’nca yayımlandı.
Kaspar, (ODTÜ Oyuncuları’nın Bülent Acar rejisiyle sergiledikleri gösterime verdikleri adla) bir ‘yaban çocuk’un dille adam edilişinin öyküsü. Ancak Kaspar bağlamında adam toplum tarafından bireyliğinden soyulan insanı, dil ise toplumun/ iktidarın uyguladığı bir ‘işkence’yi imliyor. Kaspar, Handke ve Bernhard gibi Avusturya menşeli felsefeci Ludwig Wittgenstein’ın insanın kendi gerçekliğini dil yoluyla inşasını, bunu yaparken de kendini bir takım sınırlar için hapsettiğini anlatan ve gerçekliğin ’söylenemeyeceğini’ yalnızca ‘gösterilebileceğini’ öne süren Tractatus Logico-Philosophicus ‘unun (1921) sahneye konulmuş hali gibidir.
Oyuna adını veren Kaspar Hauser, 19. yüzyıl başlarında Almanya’da kısacık bir ömür sürdü. Kökeni hakkındaki mitos gerçeklerden daha kalıcı oldu; buna göre Kaspar ormanda hayvanlarca büyütülmüş bir çocuktu. Nuremberg sokaklarında bulunduğunda, kendisine ezberletilen “Babam gibi süvari olmak istiyorum” cümlesi dışında hiçbir şey bilmiyordu.
“Kaspar Hauser’in gerçeği nedir ya da gerçeği ne idi”yle değil “bir insanla nelerin mümkün olabileceği”yle ilgilenen Handke’nin oyunundaki Kaspar’ın ilk cümlesi farklıdır: “Başka birinin bir zamanlar olduğu gibi biri olmak isterdim.” Dili keşfi ve kendini inşasının ilk adımı olan bu cümle onu ‘adam etmek’ için uygulanan ‘dil işkencesi’nin de ilk tezgâhı olacaktır: “Daha kurduğum ilk cümleyle tuzağa düştüm.
Kaspar, tiyatro oyunu denince akla gelen metinlere benzemez. Sahnede birken çoğalan Kasparlar’dan ve ona işkence eden Suflörler’in seslerinden başka kimse yoktur. Kaspar aynı zamanda eline metin verilerek bir rol yapmak zorunda bırakılmış oyuncudur. Oyun, Kaspar’ın sözleri, suflörlerin sözleri ve çeşitli sahne direktiflerini içeren iki sütun halinde akıyor. Handke, sosyalist Alman yazar Bertolt Brecht’in öğreti oyunlarına (lehrstücke) karşıt olarak ‘konuşma oyunu’ (Sprechstücke) adını verdiği metinleriyle seyirciyi “tiyatro dışındaki dünyanın değil teatral dünyanın farkına vardırmaya” çalıştığını belirtir. Kaspar da sahne olayının kendi hakkındaki derin farkındalığını içermesi bakımından aynı hatta yerleşir.
Handke’nin yaşamının fırtınalı olacağı daha doğduğu yıllardan belliydi. Çocukluğunun önemli bir kısmı bir yanda ikinci paylaşım savaşının son çatışmalarının gölgesi altında geçti. Diğer yanda bütün yaşamını etkileyecek olaylar, babasının alkolizmi ve annesinin intiharı kapıda bekliyordu. 1996′da Batı medyasına karşı son derece sert, eski Yugoslavya’daki savaşa ilişkin Sırbistan ve Miloseviç hakkında olumlu yorumları yüzünden ateşli bir eleştiri dalgasıyla karşılaştı. 2004 Nobel konuşmasında Elfriede Jelinek, Handke’nin ödülü kendisinden daha çok hak ettiğini düşündüğünü söyledi. 2006′da Handke, Miloseviç’in cenaze töreninde 20 bin kişiye seslendi. ComÈdie-Française’in oyunlarını repertuarından çıkarması ve Düsseldorf Heinrich Heine Ödülü’nün geri alınması da bu yüzden oldu.
Handke’ye göre, Brecht’in oyunları gerçek yaşamın karmaşıklığına basit çözümler öneren ’saçmalıklar’dı. Oysa tiyatro, tiyatro olarak kaldığı sürece asıl işi kendini, yani tiyatroyu keşfetmektir. Böylece Handke, tiyatro hakkında tiyatro yapmak gibi biçimci bir noktada saplanır. Ancak başat özelliği bireyleri dille yola getirmek olup olmadığı fazlasıyla tartışmaya açık ‘toplum’a eleştiri getirmekten de geri durmaz. Ama tam da bu noktada, kendisi de bir zaman Handke’den etkilenmiş yazar Franz Kroetz’in söylediği bir söz üzerinde düşünmeye değer: “En iyi anlamıyla sanat, inanılabilir, olası bir daha iyi gerçeklik önerir; toplum eleştirisi ise en iyi haliyle daha iyi bir toplum düşüdür.” (Carlson, Tiyatro Teorileri ) Radikal.com


